TÜRK SERMAYE PİYASASI HUKUKUNDA YATIRIM FONLARININ ZORUNLU TASFİYESİ, KURUCU VE FON YÖNETİCİLERİNİN HUKUKİ SORUMLULUĞU İLE KATILMA PAYI SAHİPLERİNİN ZARARLARININ TAZMİNİ

I. Giriş ve Yatırım Fonu Malvarlığının Hukuki Rejimi

Türk sermaye piyasasında yatırım fonları, tasarrufların kolektif biçimde sermaye piyasası araçlarında değerlendirilmesini sağlayan en önemli kurumsal yatırım mekanizmaları arasında yer almaktadır. 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun (SPKn) 52. maddesinde yatırım fonu, katılma payı sahipleri hesabına inançlı mülkiyet esaslarına göre portföy yönetim şirketleri (PYŞ) tarafından kurulan ve yönetilen, tüzel kişiliği bulunmayan bir malvarlığı topluluğu olarak tanımlanmıştır (Tekinalp, 2015, s. 412).
Fonun tüzel kişiliğinin bulunmaması, medeni hukuk ve borçlar hukuku dogmatiği açısından malvarlığının kime ait olduğu ve nasıl korunacağı sorusunu gündeme getirmektedir. Kanun koyucu bu boşluğu, SPKn m. 55 hükmünde düzenlenen mutlak bir malvarlığı ayrılığı rejimiyle doldurmuştur. Anılan madde uyarınca fon malvarlığı, kurucunun ve portföy saklayıcısının malvarlığından bağımsız kılınmıştır; bu çerçevede fon mevcudunun rehnedilmesi, teminat gösterilmesi, kurucunun ya da saklayıcının şahsi borçları nedeniyle haczedilmesi, hatta kamu alacaklarının tahsili gayesiyle dahi takibe konu edilmesi yasaklanmıştır.
Ne var ki bu yasal güvence, fonun yalnızca kurucu şirketin dış borçlularına karşı korunmasını temin eder; bizzat fon yöneticilerinin hukuka aykırı tasarruflarından, basiretsiz yönetiminden veya piyasa bozucu işlemlerinden kaynaklanan iç erimelere karşı yatırımcıyı kendiliğinden korumaz. Fonun bağımsız bir hak süjesi olmaması, fon portföyünün zarara uğratılması halinde ortaya çıkan ekonomik kaybın doğrudan doğruya katılma payı sahiplerinin şahsi malvarlığında hissedilmesine yol açmaktadır.

II. 2026 Yılı Piyasa Gelişmeleri ve Kurulun Zorunlu Tasfiye Rejimi

Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 18 Eylül 2026 tarihli basın duyurusunda etraflıca aktarıldığı üzere, 2025 yılının son çeyreğinde bilhassa serbest fonlar ile para piyasası fonları bünyesinde sermaye piyasasının olağan akışını bozan bazı operasyonlar gözlemlenmiştir. Bazı portföy yönetim şirketlerinin, fiili dolaşım oranı son derece düşük hisse senetlerinde ekonomik rasyolar ve bilanço gerçeklikleriyle izah edilemeyecek fiyat hareketlerine sebebiyet verdiği tespit edilmiştir. Konunun Finansal İstikrar Komitesi’nin 2 Aralık 2025 tarihli toplantısında değerlendirilmesinin ardından kamu otoritesi tarafından bir dizi makroihtiyati tedbir kademeli olarak devreye sokulmuştur.
Bu süreçte ilk aşamada serbest fonlara giriş için gereken nitelikli yatırımcı finansal varlık alt sınırı 1 milyon TL’den 10 milyon TL’ye yükseltilmiştir. Ardından 23 Temmuz 2026 tarihli Kurul kararı gereğince, fon portföylerinde yer alan girişim sermayesi ve gayrimenkul yatırım fonu paylarının borsa işlem fiyatı yerine net aktif değer üzerinden muhasebeleştirilmesi zorunlu kılınmış; bu yolla bazı fonların fiktif değerlemeler üzerinden suni getiri üretmelerinin önüne geçilmek istenmiştir. Nihayetinde 28 Ağustos 2026 tarihli Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber düzenlemesi ile ilişkili taraflar arasındaki teminatsız borçlanmalar sınırlandırılmış ve sistemik risk barındıran işlemler denetim altına alınmıştır.
Söz konusu idari hazırlıkların devamında Kurul, SPKn m. 96/1 hükmünün verdiği yetkiyi işleterek olağanüstü bir müdahalede bulunmuştur. SPK’nın 17/09/2026 tarih ve 2026/60 sayılı Bülteni ile Tera Portföy, Pusula Portföy, Hedef Portföy, Atlas Portföy, A1 Capital Portföy, Pardus Portföy ve Bulls Portföy Yönetimi A.Ş.’nin kurucusu olduğu tüm TEFAS işlem payları alım-satıma kapatılmış ve bu kurumlara ait onlarca hisse senedi serbest fonu ile para piyasası fonunun Kurulca re’sen tasfiye ettirilmesi kararlaştırılmıştır. Piyasadaki likidite şokunu hafifletmek amacıyla da Seri: V, No: 65 sayılı Tebliğ’in 17. maddesindeki %35’lik kredili sermaye piyasası aracı özkaynak koruma oranı 02.10.2026 tarihine kadar %20 olarak esnetilmiştir.
Aynı tarihli 2026/61 sayılı SPK Bülteni’nde tasfiyenin yürütüm esasları tayin edilmiş; Tera Portföy fonları için T. İş Bankası A.Ş., diğer altı portföy yönetim şirketinin fonları için ise T.C. Ziraat Bankası A.Ş. tasfiyeyi bizzat yürütmek üzere yetkilendirilmiştir. İlgili kurucu şirketlerin fon üzerindeki yönetim yetkisi tamamen kaldırılarak portföy saklayıcısı bankalara devredilmiş; borç-alacak mutabakatlarının 10 iş günü içinde tamamlanması ve portföydeki varlıkların piyasa derinliği gözetilerek azami 3 ay içinde nakde çevrilip katılma payı sahiplerine dağıtılması emredilmiştir. Ayrıca 17.09.2026 tarihindeki valör atlama saatlerinden önce verilip henüz takası sonuçlanmamış katılma payı iade talepleri fon borcu kabul edilmiş ve elde edilecek nakitten öncelikle bu yatırımcılara ödeme yapılması ilkesi getirilmiştir.

III. Sorumluluğun Hukuki Niteliği: Kurucu ve Yöneticilerin Sorumluluk Rejimi

Fonların zorunlu tasfiyeye sürüklenmesi halinde kurucu şirketin, fon kurulu üyelerinin ve portföy yöneticilerinin sorumluluğu hem genel hükümler hem de sermaye piyasası mevzuatının getirdiği özel normlar çerçevesinde tahlil edilmelidir.
Kurucu PYŞ ile yatırımcı arasındaki münasebetin temelini Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) vekâlet akdine ilişkin hükümleri oluşturur (TBK m. 502 vd.). Portföy yönetiminde üstlenilen borç, kural olarak bir sonuç garantisi değil, vekilin özen ve sadakat yükümlülüğüdür (TBK m. 506). Ancak sermaye piyasasında faaliyet gösteren kurucu şirketin tacir sıfatını haiz bulunması (TTK m. 18/2) ve lisansa tabi bir uzman kuruluş olması, sergilemesi gereken özenin derecesini sıradan bir vekilin çok ötesine taşır. Yargıtay uygulamalarında ve doktrinde kabul edildiği üzere, profesyonel portföy yöneticisi objektif ve basiretli bir sermaye piyasası uzmanının göstermesi gereken mesleki özen standardıyla hareket etmek zorundadır (Kendigelen, 2020, s. 318).
Bu sözleşmesel zeminin ötesinde kanun koyucu, SPKn m. 56/4 hükmüyle yatırımcıyı koruyan doğrudan bir müteselsil sorumluluk ihdas etmiştir. Anılan düzenlemeye göre; kurucu ve portföy saklayıcısı, fon içtüzüğünün veya izahnamenin ihlali sonucunda fonun, katılma payı sahiplerinin veya portföyü yönetilen müşterilerin uğradıkları zararlardan müteselsilen sorumludur. Dolayısıyla içtüzükte tayin edilen yatırım sınırlarının aşılması, likiditesi bulunmayan enstrümanlara hukuka aykırı biçimde fon aktarılması veya izin verilmeyen risklerin üstlenilmesi durumunda kurucu şirketin akdi ve kanuni sorumluluğu derhal gündeme gelir.
Tüzel kişi kurucu şirketin yanında, kararları fiilen alan gerçek kişilerin sorumluluğu ise Türk Ticaret Kanunu’nun 553. maddesine dayanır. Yönetim kurulu üyeleri, fon kurulu üyeleri ve portföy yöneticileri; kanundan, şirket esas sözleşmesinden ve fon belgelerinden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri ölçüde verdikleri zararları tazminle mükelleftir. Burada sorumluların iç ilişkideki durumu bakımından TTK m. 557 hükmünde düzenlenen “farklılaştırılmış teselsül” ilkesi geçerlidir. Birden çok kişinin aynı zararı tazminle yükümlü olması halinde her bir yönetici, kusurunun ağırlığına ve durumun gereklerine göre zararın şahsen kendisine isnat edilebildiği ölçüde sorumlu tutulur (Bahtiyar, 2019, s. 215). Bununla birlikte söz konusu kusur taksimi, alacaklı yatırımcının TBK m. 162 uyarınca alacağını dilediği müteselsil borçludan talep etme hakkını üçüncü kişi sıfatıyla etkilemez.

IV. Doğrudan Zarar – Dolaylı Zarar Ayrımı ve İlliyet Bağı

Uygulamada yatırımcıların yöneticilere karşı açacakları sorumluluk davalarında en çok tartışılan hususlardan biri zararın niteliğidir. Anonim ortaklıklar hukukunda şirket malvarlığının azalması pay sahipleri bakımından kural olarak “dolaylı zarar” teşkil etmekte ve pay sahibi tazminatın ancak şirkete ödenmesini talep edebilmektedir (TTK m. 555).
Oysa yatırım fonlarında durum tamamen farklı bir hukuki yapı arz eder. Yatırım fonunun tüzel kişiliği bulunmadığından ve fon portföyü inançlı mülkiyet esasları dairesinde katılma payı sahiplerine ait tasarrufların bir havuzundan ibaret olduğundan, fonun malvarlığında meydana gelen azalma bağımsız bir tüzel kişinin değil, doğrudan katılma payı sahiplerinin malvarlığı eksilmesidir (Kırca, 2018, s. 52). Dolayısıyla öğretide ağırlıklı olarak savunulduğu üzere, fona yönelik haksız tasarruflardan doğan kayıplar yatırımcı açısından doğrudan zarar mahiyetindedir. Bu kabulün tabii bir sonucu olarak yatırımcı; kurucu şirketin iflasını beklemek veya tazminatın fona iadesini talep etmek zorunda kalmaksızın, kendi payına düşen zararın doğrudan kendi malvarlığına tazmin edilmesi talebiyle davalı yöneticilere başvurabilme imkânına sahiptir.
Öte yandan, tasfiyeyle sonuçlanan bir süreçte her finansal kayıp tazminat sorumluluğu doğurmaz; zararın piyasa riskinden mi yoksa hukuka aykırı yönetim kusurundan mı kaynaklandığının tespiti şarttır. Sermaye piyasalarında fiyatların genel makroekonomik dalgalanmalar, faiz şokları veya borsa endeksindeki sistematik düşüşler neticesinde gerilemesi olağan yatırım riski kapsamındadır ve illiyet bağını keser.
Buna karşılık, SPK’nın 18 Eylül 2026 tarihli açıklamasında işaret edildiği üzere; fon varlıklarının gerçeğe aykırı biçimde fiktif net aktif değer hesaplamalarıyla yapay olarak şişirilmesi, fon mevcudunun PYŞ’nin dahil olduğu holding bünyesindeki ilişkili taraflara teminatsız biçimde aktarılması ya da fiili dolaşımı sığ paylarda manipülatif pozisyonlar alınarak fonun nakit dengesinin kilitlenmesi halleri olağan bir yatırım kararı olarak kabul edilemez. Davacı tarafça fonun portföy performansı ile fon izahnamesinde belirlenen gösterge endeks (benchmark) veya genel piyasa trendi arasındaki bariz sapma ispatlandığı takdirde, zararın piyasa koşullarından değil, doğrudan anılan mevzuata aykırı yönetim fiillerinden kaynaklandığı yönündeki illiyet bağı kuvvet kazanır.

V. Katılma Payı Sahiplerinin Zararlarının Fiilen Tahsili ve Hukuki Sınırlar

Tazminat talebinin mahkemece kabul edilmesi tek başına tahsilatın gerçekleşeceği anlamına gelmez. Zira tasfiye kararı verilen portföy yönetim şirketlerinin sermayelerinin yetersiz kalması veya malvarlıklarının önceden eksiltilmiş olması riski mevcuttur. Katılma payı sahiplerinin alacaklarını fiilen tahsil edebilmesine imkân tanıyan hukuki mekanizmalar ve bu mekanizmaların sınırları aşağıda incelenmiştir.

İhtiyati Haciz Uygulaması ve Yaklaşık İspat

Tasfiye kararı akabinde davalıların mal kaçırma ihtimaline karşı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 257 vd. maddeleri uyarınca ihtiyati haciz talep edilmesi gündeme gelebilir. İhtiyati haciz kararı verilebilmesi için alacağın rehinle temin edilmemiş olması, muaccel bulunması ve İİK m. 258 anlamında alacağın varlığı ile haciz sebeplerinin “yaklaşık olarak ispatlanması” gerekir.
Sermaye Piyasası Kurulu’nun 17/09/2026 tarih ve 2026/60 sayılı Bülteni ile aldığı re’sen tasfiye kararı ve 18 Eylül 2026 tarihli duyurusunda yer alan fiktif değerleme ile teminatsız borçlanma tespitleri, resmi bir denetim organının tespitleri olması hasebiyle mahkemeler nezdinde yaklaşık ispat şartını destekleyen ciddi emareler teşkil eder. Bununla birlikte ihtiyati haciz talep eden yatırımcının HMK m. 392 ve İİK m. 259 uyarınca haksız haciz riskine karşı mahkemece takdir edilecek teminatı yatırmakla yükümlü olacağı ve bu durumun yüksek tutarlı taleplerde pratik bir külfet yaratabileceği unutulmamalıdır.

Yöneticilerin Şahsi Malvarlıklarının Hedef Alınması

Kurucu PYŞ’nin mali yapısının fon zararlarını tazmine kâfi gelmediği hallerde, SPKn m. 56/4 ve TTK m. 553 hükümleri uyarınca kusurlu fon kurulu üyeleri ve portföy yöneticilerinin şahsi malvarlıklarına müracaat edilmesi hukuki bir zorunluluk haline gelebilir.
Alacaklı yatırımcı TBK m. 162 gereğince müteselsil borçluların tamamına yönelebileceği gibi, yalnızca ödeme gücü bulunan yöneticinin şahsi malvarlığına (banka hesaplarına, taşınmazlarına ve menkul kıymetlerine) da yönelebilir. Yöneticilerin TTK m. 557 kapsamındaki iç kusur dağılımları ve birbirlerine rücu imkânları bir iç münasebet meselesi olduğundan, zarar gören yatırımcıya karşı bir öncelik veya takas defi olarak ileri sürülemez.

Yönetici Sorumluluk Sigortalarında (D&O) Kasıt ve Ağır İhmal Engeli

Uygulamada portföy yönetim şirketleri, yöneticilerinin faaliyetleri esnasında üçüncü kişilere verebilecekleri zararları karşılamak amacıyla TTK m. 361 kapsamında Yönetici Sorumluluk Sigortası (D&O) yaptırmaktadır. Kesinleşen veya tehir-i icra kararı alınmayan ilamlar bakımından İİK m. 89 uyarınca ilgili sigorta şirketine haciz ihbarnamesi gönderilerek poliçe teminatından tahsilat cihetine gidilebilir.
Ancak bu noktada sigorta hukukunun temel ilkelerinden kaynaklanan ciddi bir engel mevcuttur. Türk Ticaret Kanunu m. 1429 ve Sigorta Genel Şartları gereğince, sigortalının kasti fiillerinden kaynaklanan zararlar teminat kapsamı dışındadır. Şayet fon yöneticisinin eylemi SPKn m. 107 (Piyasa Dolandırıcılığı) veya TCK m. 155 (Güveni Kötüye Kullanma) çerçevesinde kasıtlı bir suç veya dolandırıcılık teşkil ediyorsa, sigortacı hasar bedelini ödemekten kaçınacaktır. Buna mukabil yöneticinin fiili “özen borcunun ağır ihmalle ihlali” veya “basiretsiz portföy idaresi” sınırlarında kaldığı ölçüde poliçe teminatı işletilebilir. Bu nedenle dava dilekçelerinde iddiaların yalnızca kasta hasredilmeyip terditli olarak mesleki özen eksikliği ve ağır ihmale de dayandırılması tahsilat kabiliyeti bakımından stratejik bir tercih olabilir.

Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması

Sermaye Piyasası Kurulu’nun 18 Eylül 2026 tarihli açıklamasında altı çizilen “ilişkili taraflar arasında teminatsız borçlanma” olgusu, fon kaynaklarının örtülü kazanç aktarımı (SPKn m. 21) veya doğrudan fonlama yoluyla PYŞ’nin hakim ortağı olan holdinge ya da grup şirketlerine aktarıldığı şüphesini doğurmaktadır.
Böyle bir tabloda kurucu şirketin malvarlığı yetersiz kalmışsa, şirket malvarlığı ile hâkim ortağın malvarlığı fiilen birbirine karışmışsa veya şirketin tüzel kişilik bağımsızlığı alacaklıları zarara uğratmak maksadıyla kötüye kullanılmışsa; Türk doktrininde ve Yargıtay içtihatlarında kabul gören “Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması” teorisine dayanılabilir (Tekinalp, 2015, s. 145). Bu yol benimsenebildiği takdirde, borçlu PYŞ’nin perdesi aralanarak haksız fon kaynağını bünyesine çeken ana ortaklığın malvarlığına da başvurulabilmesi teorik olarak mümkündür. Ne var ki Yargıtay uygulamasında bu teorinin son çare olarak son derece katı ve istisnai koşullarda kabul edildiği gözden kaçırılmamalıdır.

Eski Portföy Saklayıcısının Müteselsil Sorumluluğu

SPKn m. 56/4 hükmü, izahname ve içtüzük ihlallerinden kaynaklanan zararlardan ötürü portföy saklayıcısını da kurucu ile birlikte müteselsilen sorumlu kılmıştır.
SPK’nın 17/09/2026 tarih ve 2026/61 sayılı Bülteni uyarınca İş Bankası ve Ziraat Bankası tasfiye işlemlerini yürütmek üzere sonradan atanmıştır. Fakat fonların zorunlu tasfiyeye gitmesine sebebiyet veren işlemlerin gerçekleştiği dönemde görev yapan eski portföy saklama kuruluşları, SPK’nın III-56.1 sayılı Tebliği uyarınca fon varlıklarının değerlemesini, yatırım sınırlarını ve varlık mutabakatlarını kontrol etmekle yükümlüdür. Eski saklayıcı kuruluş gözetim ve kontrol görevini ihmal ederek usulsüz işlemlere kayıtsız kalmışsa, katılma payı sahipleri tahsilat kabiliyeti yüksek olan bu kurumlara karşı da müteselsil sorumluluk hükümlerine dayanabilme imkânını değerlendirmelidir.

Ceza Soruşturması Kapsamındaki Tedbirler (CMK m. 128)

Fon varlıklarının mevzuata aykırı biçimde tüketilmesi çoğu zaman piyasa dolandırıcılığı (SPKn m. 107) veya güveni kötüye kullanma (SPKn m. 110, TCK m. 155) suçlarını oluşturur.
Yatırımcılar tarafından yapılacak suç duyuruları neticesinde Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 128. maddesi uyarınca şüpheli fon yöneticilerinin ve ilişkili kişilerin banka hesaplarına, taşınmazlarına ve menkul kıymetlerine el koyma (adli blokaj) kararı verilmesi talep edilebilir. Ceza dosyasında alınacak bu yöndeki malvarlığı tedbirleri, şüphelilerin dava sürecinde mal kaçırmasını engelleyerek ileride hukuk mahkemelerinden alınacak ilamların infazı bakımından dolaylı bir teminat işlevi görebilir.

VI. Delil Tespiti ve İspat Unsurları

Açılacak sorumluluk davalarında ispat yükünün sağlıklı biçimde yerine getirilebilmesi için Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 400 vd. maddeleri uyarınca gecikmeksizin delil tespiti yoluna müracaat edilmesi faydalı olacaktır.
Bu süreçte celbi ve incelenmesi talep edilecek temel deliller şunlardır:
  • Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) ve Takasbank nezdindeki fon geçmişi; fon portföyüne dahil edilen varlıkların alım-satım tarihleri, takas kayıtları ve işlem karşı tarafları.
  • Portföye alınan girişim sermayesi veya gayrimenkul yatırım fonu paylarına ilişkin değerleme raporları ve bu raporların SPK’nın değerleme esaslarına uygun olup olmadığı.
  • Sermaye Piyasası Kurulu denetçileri tarafından ilgili şirketler bünyesinde yapılan incelemeler sonucunda tanzim edilen denetim tutanakları ve idari raporlar (HMK m. 222 anlamında resmi delil niteliğindeki belgeler).

VII. Değerlendirme

Sermaye Piyasası Kurulu’nun 17 ve 18 Eylül 2026 tarihli bülten ve duyurularıyla somutlaşan re’sen tasfiye kararları, serbest fonlar ve para piyasası fonları üzerinden yürütülen denetimsiz ilişkili taraf işlemlerinin ve fiktif değerlemelerin sermaye piyasasında yarattığı sistemik riske karşı verilmiş en sert idari müdahalelerden birini teşkil etmektedir. Kanun koyucunun fon malvarlığına tanıdığı haczedilmezlik zırhı kurucu şirketin şahsi borçlularına karşı koruma sağlamakla birlikte, içeriden gerçekleşen kötü niyetli veya ağır kusurlu tasarruflar doğrudan katılma payı sahiplerinin malvarlığını eritmektedir.
Tasfiye sonucunda anapara kaybına uğrayan yatırımcıların zararlarının tazmini sürecinde SPKn m. 56/4 uyarınca kurucu şirketin müteselsil sorumluluğuna gidilebileceği gibi, tüzel kişiliksiz malvarlığı topluluğunun uğradığı doğrudan zarar esasına dayanılarak TTK m. 553 çerçevesinde fon yöneticilerinin şahsi malvarlıklarına başvurulması da mümkündür. Ancak fiili tahsilat aşamasında sigorta teminatlarındaki kasıt istisnası, tüzel kişilik perdesinin aralanmasının yargı kararlarındaki katı koşulları ve ihtiyati haciz için gereken teminat külfeti gibi pratik engellerle karşılaşılacaktır. Dolayısıyla sürecin; ceza muhakemesi tedbirleri (CMK m. 128), ihtiyati haciz mekanizması ve eski portföy saklayıcısının denetim ihmaline dayanan sorumluluğu somut uyuşmazlığın özellikleri çerçevesinde birlikte tartılarak yürütülmesi gerekmektedir.

Kaynakça

  • Bahtiyar, M. (2019). Ortaklıklar Hukuku, Genişletilmiş 13. Baskı, Beta Basım Dağıtım, İstanbul.
  • Kendigelen, A. (2020). Sermaye Piyasası Hukuku ve İlgili Mevzuat, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul.
  • Kırca, İ. (2018). “Yatırım Fonlarının Yönetimi ve Tasfiyesinde Kurucunun ve Portföy Yöneticisinin Hukuki Sorumluluğu”, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi (BATİDER), Cilt: 34, Sayı: 2, ss. 45-78.
  • Tekinalp, Ü. (2015). Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, 4. Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul.
  • Sermaye Piyasası Kurulu. (18 Eylül 2026). Yatırım Fonlarına İlişkin Rehber Düzenleme Süreci Açıklaması, Basın Duyurusu.
  • Sermaye Piyasası Kurulu. (17 Eylül 2026). Kurul Karar Organı’nın 17/09/2026 tarih ve 57/1706 ile 57/1707 sayılı Kararları Uyarınca Yapılan Duyuru, SPK Bülteni, Sayı: 2026/60.
  • Sermaye Piyasası Kurulu. (17 Eylül 2026). Kurul Karar Organı’nın 17/09/2026 tarih ve 57/1708 sayılı Kararları Uyarınca Yapılan Duyuru (Yatırım Fonlarının Tasfiye Usul ve Esasları), SPK Bülteni, Sayı: 2026/61.
  • 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu, Resmî Gazete Tarihi: 30.12.2012, Sayı: 28513.
  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, Resmî Gazete Tarihi: 14.02.2011, Sayı: 27846.
  • 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, Resmî Gazete Tarihi: 04.02.2011, Sayı: 27836.
  • 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, Resmî Gazete Tarihi: 19.06.1932, Sayı: 2128.
  • 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, Resmî Gazete Tarihi: 17.12.2004, Sayı: 25673.
  • SPK, III-52.1 sayılı Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği, Resmî Gazete Tarihi: 09.07.2013, Sayı: 28702.
  • SPK, III-55.1 sayılı Portföy Yönetim Şirketleri ve Bu Şirketlerin Faaliyetlerine İlişkin Esaslar Tebliği, Resmî Gazete Tarihi: 02.07.2013, Sayı: 28695.
  • SPK, III-56.1 sayılı Portföy Saklama Hizmetine ve Bu Hizmette Bulunacak Kuruluşlara İlişkin Esaslar Tebliği, Resmî Gazete Tarihi: 02.07.2013, Sayı: 28695.